TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ EKONOMİSİ

İslam ahlakının yaşanmasıyla, ekonominin ve buna bağlı tüm toplumsal sorunların nasıl düzeleceğini ele aldığımız bu bölümde konuyla ilgili çok farklı bilgiler göreceksiniz. Belki de olayları hiç düşünmediğiniz şekilde düşünecek, kavrayış açınızda büyük değişiklikler yaşayacaksınız. İman eden, Kuran’a göre düşünen ve Allah’ın kaderine ve üstün aklına tevekkül edenler için bu bilgiler son derece kıymetlidir.

 

  • Ekonomik Sorunlara Çözüm Nedir?

Allah, herşeyi bir hikmetle ve hayırla yaratır. Bir kişinin günlük hayatında karşılaştığı sıkıntılardan ve nimetlerden, bir toplumun yaşadığı büyük olaylara, hatta koskoca bir coğrafyada yaşanan gelişmelere kadar bu gerçek geçerlidir. Nasıl ki bir insanın zengin ya da fakir olmasında, sağlıklı ya da hasta olmasında, güçlü ya da zayıf olmasında birçok hikmet varsa ve tüm bunları iman eden bir kimsenin hayır gözüyle görmesi, imtihan olduğunu unutmaması gerekiyorsa, aynı şey toplumlar için de geçerlidir. Allah bir topluma zenginliği de fakirliği de, ileride olmayı da geri kalmayı da, huzuru ve güvenliği de, anarşi ve çatışmayı da bir hikmetle verir. Elbette herşey belli sebepler doğrultusunda ve dahilinde gelişir. Ancak her olayın sonuçlarıyla birlikte sebeplerini de yaratan Allah'tır. Bir olayın oluşmasında ve yaşanmasındaki görünür sebepler, hepsini Allah'ın bir hikmetle yarattığı gerçeğini asla değiştirmez. Mümine düşen, Allah'ın karşısına çıkardığı olaylardaki ibret alıcı yönleri görmek, eğer hatalı bir tutum içerisindeyse bu hatadan hemen vazgeçmek ve hatasından ders almaktır. Başına gelenlerin hikmetlerini görmekten kaçınmak, adeta birşey yokmuş gibi davranmak hem büyük bir akılsızlıktır, hem de dünyada ve ahirette kişinin zararına olacak bir tutumdur. Salih bir müminin kendisi için geçerli olan bu bakış açısı, içinde yaşadığı topluma, ülkeye, tüm Müslüman alemine ve bütün dünya toplumlarına bakışı için de geçerlidir. Dolayısıyla, İslam aleminin içinde bulunduğu durumu ele aldığımız ve bu duruma yönelik gerçek çözümü ortaya koyduğumuz eserimizde de asıl üzerinde durulan konu budur.

Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından başlayan süreçte, en çok sıkıntı ve zorlukla karşılaşanların başında bütün İslam alemi geldi. Din ahlakına uygun olmayan radikal milliyetçilik düşüncesinin başta Orta Doğu olmak üzere İslam coğrafyasında sebep olduğu tahribat, günümüze kadar devam eden çatışmalara, yoksulluğa ve yokluğa sebep oldu. Kimi İslam ülkelerinde komünizmin kimilerinde ise acımasız diktatörlük rejimlerinin hakim olması nedeniyle büyük acılar yaşandı. Bugün de İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde çatışmalar ve gerginlikler devam ediyor. Pek çok İslam ülkesinde ise ekonomik dengesizlikler, sosyal adaletsizlikler, teknolojik yetersizlikler, eğitim seviyesinin düşüklüğü, işsizlik gibi sorunlar nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Peki geçmişte birçok bilim dalında dünyaya öncülük etmiş, sanatın ve estetiğin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmuş, idaresi altındaki topraklarda zenginliğin, refahın, huzurun ve güvenliğin yaşanmasıyla ün salmış İslam aleminin bugün içinde bulunduğu durumun sebebi nedir? Birçok makale ve kitapta bu sorunların teknik sebepleri ve çözümleri üzerinde durulmakta, ekonomik göstergeler, anketler, rakamlar sıralanmakta, ancak çoğunlukla asıl önemli husus göz ardı edilmektedir. Elbette söz konusu göstergeler ve bilgiler, gerekli çözümün oluşturulmasında birer etmendir. Ancak bunların hiçbiri asıl sorunu ortaya koymamaktadır, dolayısyla da kalıcı çözümün inşa edilebilmesi için bu bigilere sahip olmak tek başına yeterli değildir.

İslam alemini, içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla kurtaracak, tüm Müslümanların huzur, güvenlik, zenginlik ve adalet içinde yaşamasını sağlayacak olan tek yol, Kuran ahlakının katıksız yaşanması ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin izlenmesidir. Allah'ın Kuran'da emrettiği gibi, "gücünün en fazlasıyla" Allah'tan korkan, Rabbimiz'e karşı içten bir sevgi ve gönülden bir saygı duyan, sadece Allah rızasını gözeten, dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, asıl yurdun ahirette olduğuna ihlasla iman eden, gizli ve açık her türlü şirkten sakınan, fedakar, vefakar, sabırlı, tevazulu, vicdanlı Müslümanların oluşturduğu bir toplumda, mevcut sorunların tümü Allah'ın izniyle kökten hallolacaktır.

Malın ve mülkün tek sahibinin Allah olduğunu bilen bir insan, asla malını yığıp biriktirmez. Sahip olduğu tüm imkanları en verimli şekilde değerlendirir. Bu da üretkenliğin artmasını, iş olanaklarının çoğalmasını, ekonominin canlı ve aktif olmasını sağlar. Allah'ın ahiret gününde, verdiği her türlü nimetten, kendisini hesaba çekeceğine iman eden bir kimse, yoksulluk ve fakirlik içinde olanları göz ardı edemez. Onların ihtiyaçlarını gidermeden, onlara kol kanat germeden, en iyi şekilde onlara yardımcı olmadan yaşayamaz. Allah'ın kendisini her an gördüğünü, hiçbir şeyin Allah'tan gizli ve saklı kalmayacağını bilen bir insan, yalan söyleyemez, haksızlık ve adaletsizlik yapamaz. Gereği gibi Allah'tan korkan bir insanın şiddete başvurması, kargaşa ve anarşiye sebep olması imkansızdır. Salih bir mümin, kaderde herşeyin bir hayırla yaratıldığının bilinciyle en akılcı şekilde hareket eder ve asla şiddetten medet ummaz. Karşılaştığı tüm sorunları, Kuran ahlakına uygun olarak akıl ve mantık çerçevesinde, ılımlı ve uzlaşıcı bir üslupla çözer. Etrafında gördüğü herşeyin Rabbimiz'in eseri olduğunun bilinciyle hareket eden bir insan, sanata ve estetiğe diğer insanlardan daha çok değer verir. Cennet özlemi içinde yaşadığından, etrafını güzelleştirmek, kalitesini artırmak ister. Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamanın huzuru ve vicdan rahatlığı içinde olan bir kimsenin aklı ve düşüncesi de hürdür. Böyle bir durumda yeni fikirlerin gelişmesi, uygulanması, atılım yapılması daha kolay olur. Tüm bu nedenler vesilesiyle, geçmişte İslam alemi dünyayı aydınlatan bir ışık olmuş, Kuran ahlakına uyulması ve Peygamberimiz (sav)'e sadakatle bağlı olunması nedeniyle bereketli bir dönem yaşanmıştır.

Bu apaçık gerçeği göz ardı edip, yaşananları sadece teknik bir durum gibi değerlendirip teknik çözümler oluşturmaya çalışmak son derece yanlış bir tutum olacaktır. Örneğin, yoksullukla mücade etmek için sadece birtakım ekonomik tedbirler alıp yardım paketleri hazırlamak yeterli değildir. Adaletsizliği ortadan kaldırmak için sürekli yeni yaptırımlar uygulamakla bir yere varılamaz. Terörün, anarşinin, şiddetin ve çatışmaların son bulması için tek başına askeri ve adli tedbirler yeterli olmaz. Medeniyetin gelişmesi de sadece teknik alt yapının gelişmesiyle değil, insani değerlerin güçlenmesiyle mümkündür.

İslam dünyasının yeniden yeryüzünün ileri medeniyetlerinden biri olması, Müslümanların refaha ve güvenliğe kavuşması, barışın İslam coğrafyasına yerleşmesi için yapılması gereken de manevi bir atılımdır.

 

ANASAYFA